 Yazmak istediğim kaç tane önemli konu bekliyor yazılmayı. Ama içimdeki bir sevgi ve her an artan bir özlem, bu yazmaktan başka yazmalara itekliyor beni. Seni yazmalıyım ben. Evet kalemim ancak o zaman konuşmaya başlıyor. Farklı diyarlara dalmış gitmiş o şimdi. O diyarlardan gelmeden, başka hiç bir cümle yazmayacak anlaşılan. Zihnimin 'yaz yaz' emirleri bile boşa birer uğraş. Kalemim sus pus, yazmıyor sen'den başkasını.
---
Sevgi ve özlem...
İkisi birbiri ile ilintili. Birinin olduğu yerde, diğeri de var. Sanıyorum sevmenin büyüsü bu, hepimizde olan. Seviyoruz bir şeyleri, bazen uğruna ölürcesine. Uğruna ölmeyi bile göze alabilmek mi önemli olan ve gerçek sevginin alameti? Düşündüm epey bu durumu. Bana sorarsanız ölmek değilde, sevdiğimiz uğruna yaşamak daha mantıklı olanı sanki. Biri için yaşamak, bu bedel ister. Ya ölmek? Bu ise tüm bedellerden kurtulmak, sıyrılmak gitmek olur ancak. Bunu göze almak ise daha basitçedir doğal olarak.
Çok sevdiğimi düşündüğüm birini yazmak isterken, sözlerim dağıldı çoğu zaman. Bazen bu sevdiğim insan kayboldu, ben kaldım yerinde sadece. Bazen geri geldi tekrar. Ama anladım ki, yaşamak lazım onun için, hem de dolu dolu yaşamak, layıkça yaşamak. En zoru bu herhalde…
Ya onu kaybetmek? Bunu düşünmemeyi isterdim ama aklıma çokça hücum ediyor ve hüzün çörekleniyor tüm benliğime…
Hiç istemesem de başıma gelmeyecek mi bir gün?
---
Biliyorum... Her şey gibi sende bir tatlı anı kalacaksın gönlümde…
Her şeyde bir ayrılık var eden, senle beni de ayıracak. Ama sensiz yaşamanın bir anlamı olmayacağını da bilen aynı Zat, dilerim beni senden ayırmasın...
Bildiğim bir gerçek daha var ki; ben uzaklarında olsam bile, sen kalbimde yaşamaya devam edeceksin.
Seni tanıdığım andan itibaren, sen aklımdayken, benden kötülük düşüncesini alan Zat’tan dileğim, senden ayırmaması. Senin sevgin ve duaların, beni ayakta tutan güç kaynağım çünkü.
Keşke’ gibi bir pişmanlık ifadesini kullanmayacağım hiçbir zaman. Çünkü seni, bir canlı en fazla ne kadar sevilirse o kadar seviyorum. İlerde, ayrı düştüğümde anınca seni, pişman olacağım bir durum olmayacak o nedenle. Çünkü ben çok sevdim seni...
Bir şeylerden, birinden ayrılık mı var ufukta? Bilemem ki! Ayrılık, bazen insanın kendisiyle yaşanıyor. Ben yaşıyorum bunu; kendimden ayrıldığım çok oldu hayatımın çeşitli dönemlerinde…
Bu ayrılmalar, bazen kendimden kaçmaktı, çoğu kez ise kendime kaçmaktı. Sonra bir gün anladım ki, kaçmaya hiç gerek yokmuş... Çünkü kaçılacak bir şey değilmiş ayrılık. Kaçmayı istesek bile kaçılamayacak ayrılıklarda varmış dünyamızda. Ölümden, nasıl, nereye kaçacaksın ki!...
Ayrılığı sevmiyoruz hiç birimiz. Ama aslında bu bizim kendimiziz. Bizle birlikte var olan nefis gibi bir şey. Her an ayrılma ihtimalimiz var çünkü ‘bir şeyler’den. Belki kendimizden, belki en sevdiğimizden, belki de dünyadan…
Bu satırları yazarken, Üsküdar’ın nadide çiçeği Kız Kulesi gibi tüm sevecenliğinle dururken sen yanı başımda, belki de içimde; seni özlüyorum... Senin için yaşamak gerekirse, yaşıyorum. Ölmeyi düşünmedim ama hiç! Sensiz, bir başka dünyada ne yapabilirim ki ben! Özleminle nasıl varlığım huzur bulabilir orada!
Özlediğim başka şeylerde var tabi! Çamlıca’nın nahif tepelerinde senin hayalinle geçen günlerimi özlüyorum. Güzel olan tüm düşüncelerimde seni görüyorum ben. Bu kadar seveceğimi ise hiç ama hiç düşünmemiştim. Hani, hatırlıyor musun ilk tanışmamızı; sen bana: ‘istersen beni bu numaradan arayabilirsin’ demiştin. Biliyor musun, o ilk mesajın hala bende kayıtlı duruyor, silemedim!... seni hayatımın sonuna kadar kalbimden silemeyeceğim gibi. Ümitlerim seninle var, seninle var olmaya devam edecek...
not: bu yazı kalbimden kopup gelmiş, allah'ıma sessiz bir yakarıştır. ayrı düşmeyeyim diye... |